Mekre odasında döndü, döndü, biraz daha döndü, hakkındaki iddiaları kafasından geçirdi, geri saydı, olmadı. Bunları zorba seçkincilikten anlamayan hakimlere anlatmak mümkün değildi. Hakim kentsel rantı rüşvet sanıyordu. Vergi gibi ödemeleri irtikap sayıyordu. Villaları aklı almıyordu. Valizler dolusu dolarları hiç hafsalası almıyordu. Hayatında dolar kulesi görmemiş ki, nasıl anlasın. Anlamadığı içinde Mekre'yi delikte tutuyordu. Oysa dışarıda deryalar vardı. Deryalara tüpsüz dalışlar vardı. Mekre hırslandı, dolandı, biraz daha hırslandı, hiç çaresi yok, hakime hırlayacaktı. Hav hav mı dese, hov hov mu dese, yoksa kuduz kuduz ulusa mıydı? Özgür bir eleman çağırdı, "ben uludukça siz tempo tutacaksınız, bu hakimlerin elinden başka türlü kurtulamayız" dedi. Dedi de...Tam o sırada filan yerdeki elemanlarının bir kadın çalışanı soyup videosunu çektiği haberi yayıldı. Mekre'nin dişleri kenetlendi. "Bu itler bize çelme takıyorlar" dedi. Deryaya tüpsüz dalış günleri geldiğinde bunları partiden sokağa atacaktı. Öyle ya, illa bir dürüstlük numarası gerekiyordu.