Tüm Makalelere Dön
Dr. Ahmet ATILGAN

Dr. Ahmet ATILGAN

İktisadi ve İdari Bilimler Bölümü

Ekonomi

Zekat

 

           BİR GELİR, KONJONKTÜR VE SOSYAL GÜVENLİK POLİTİKASI

           ARACI OLARAK ZEKAT

           

            GİRİŞ

Kapitalist sistem bir sermaye dinidir. Politikayı, bilimi, sanatı, ideolojiyi, sağlığı, eğitimi, çevreyi, teknolojiyi, aileyi, sosyal ilişkileri, aşkı, insanların gelecek hayallerini piyasalaştırmaktadır. Sistemin nükleer gücü faizdir. Keynes’in yatırım fonksiyonu artık anonim bir bilgidir: I=f(i). Yatırımla faiz arasında ters bir ilişki vardır. Bu durum finansal piyasaları masal canavarlarına dönüştürmektedir. Faiz gelir dağılımını bozmakta ve alt gelir gruplarından piyasa mekanizmasını kullanabilenlere gelir transfer etmektedir. (1+i)n şeklinde ifade edilecek bir üstel fonksiyonla faiz fiyatlar içerisinde nihai kullanıcıya yansıtılmaktadır. Böylece gelir dağılımı bozulurken serbest piyasayı tahrip eden bir süreç işlemektedir. Sermaye yığışması, tekelleşme, kartelleşme ve efektif talep yetersizliği rekabetçi piyasaları varsayım düzeyine indirgemektedir.

Zekat üzerinden geliştirilen bu analiz İslâm’a uyumu kuvvetli bir toplumda doğrulanabilir. Hiçbir ekonomik teori, sistem ve politika kültürel ortamdan, değerlerden, zihniyetten ve ahlâktan bağımsız değildir. İslâm, çıkarcılığı ve hazcılığı temel alan kapitalist kültür ve sistemden tamamen farklıdır. Fedakârlığı ve feragatı esas alır. Zekât kültürel aidiyeti zayıflamış bir toplumda beklenen etkileri yeterince göstermezse, bu, Dînî bir problem değildir, toplumsal bir problemdir.

1. ZEKATIN HUKÛKÎ MAHİYETİ

 

Zekat varlıklı Müslümanların servetleri ve/veya gelirleri üzerinden yoksullara aktarılan bir kaynaktır. Yoksulluğun ölçüsü konut, binit, meslekî faaliyet için âletler ve 1 yıl geçinilecek yiyeceği olmamaktır. Burada mutlak yoksulluk kavramı ile tanımlanan yoksulluğa benzer bir tanımlama sözkonusudur. Nispî yoksulluk ve psikolojik yoksul kavramları kapitalist kültürde gelir dağılımı adaletsizliğini yumuşatmak için türetilmiş makyajlardır.

Zekat matrahının gelir mi yoksa servet mi olduğu hususu, üzerinde çalışılması gereken önemli bir meseledir. Emek yoğun üretim faaliyetlerinde servet üzerinden, sermaye yoğun üretim faaliyetlerinde gelir üzerinden alınması tartışılacak bir öneri olarak öne sürülebilir. Sermaye yoğun üretim faaliyetlerinde gelir üzerinden zekat alınırsa özel sektörün yatırım fonu yaratması teşvik edilmiş olur. Servet üzerinden zekat alınırsa da sermaye yığışması önlenmiş olur ki, sermaye yığışması gerçekten önlenmesi gereken bir problemdir. İslâm hukukunun sedd-i zerai prensibi bazı serbest faaliyetlerin gelecekte doğabilecek muhtemel zararlar sebebiyle yasaklanmasını mümkün kılar. Zekat matrahının belirlenmesinde bu prensip uygulanabilir.

Zekat Dînin sıkı emirlerindendir. Hangi servet unsurundan ne oranda zekat verileceği bellidir. Ayrıntıdaki bazı içtihat farkları bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Ama üzerinden zekat verilecek hayvanlar, kıymetli madenler ve zirai ürünlerin fiyat hareketlerine bakıldığında, aynı zamanda, bölgede ve toplumda yaşayan insanların dahi zenginlik ölçüsü değişmektedir. Basit bir misal vermek gerekirse, 40 koyundan 99 koyuna kadar 1 koyun zekat verilecektir. Bu durumda Nisan 2025’te 99 koyun yaklaşık 480 gram altına tekabül etmektedir. Halbuki altında zekat için zenginlik ölçüsü 80 gr altındır. Bu durumda, İslâm’ın maksat ve hükmüne aykırılık oluşturulmamak şartı ile, fiyat hareketleri dikkate alınarak bir zekat endeksi geliştirilmesi gereği vardır. Hatta geçimlik mallar, zirai ürünler ve ticarî mallar için ayrı ayrı endeks geliştirilmesi daha uygun olur. Böylece yükümlünün serveti üzerindeki zekat payında fiyat hareketlerinin etkisi en aza indirilmelidir.

Diğer bir husus, zekatın ekonomik-sosyal manada kurumsallaştırılması lüzumudur. Hz.Peygamber Efendimiz ve ilk 2 halife döneminde zekat kamu görevlisi olan zekat memurları tarafından toplanıyor, merkezden yoksullara dağıtılıyordu. Hz.Osman zekat verilmesini insanların diyanetine bıraktı. Varlıklı kişiler zekat verecek, yoksullar da zekatı kabul edecekti. Nitekim öyle de oldu. Hz.Osman uygulamayı böyle yaparken Dînin artık hakim kurum haline gelmesinden hareket ediyordu. Bu uygulama değişikliğine o zaman henüz hayatta olan müçtehit sahabîler itiraz etmediler. Ama son birkaç asırdır İslâm toplumları kapitalist sistemin ve kültürün etkisi altındadır. Kapitalizm hakim kültür haline gelmiştir. Müslümanların kültürel aidiyetlerinde problem vardır. Müslümanlar kendi Dinlerinin/medeniyetlerinin üstünlüğüne inanmakta zorlanmaktadır. Bu zaaf bilim-sanat geliştirmekte, güvenlik ve siyaset düzeyinde olduğu gibi, namazda-oruçta ve diğer dînî uygulamalarda da sözkonusudur. O halde, zekatta gözetilen faydaların elde edilmesi için vergi ve parafiskal gelir düzenlerine benzer bir kurumsal yapı oluşturulmalıdır. Bu, toplumdaki yoksul envanterinin çıkarılmasını ve zekatın yanı sıra başka desteklerle de yoksulların geçimlerini kolaylaştıracaktır. Kim neden yoksul, yoksulluktan esirgenmesi için ne yapılabilir, ahlâkî durumu iyileştirilmesi gereken yoksullar gibi konularla meslek eğitimi, mikro kredi ve benzeri alanlar zekat kurumsallaştırılarak ihtiyaçlara daha uygun hale getirilebilir. Zekatın ekonomik ve sosyal politika aracı olarak faydası böylece arttırılabilir.

Bu kurumsallaştırma sivil siyaset ve liberal ekonomi alanını daraltır mı? Evet. Zaten zekatın önemli etkilerinden ikisi de budur. Özel sektörün artan gücü ile kamu otoritesi üzerinde dayatmacı bir konum kazanması liberalizmi bir sömürü mekanizmasına dönüştürüyor. Daha fazlası, bu dayatmacı güç sivil siyaseti makyajlama aracına dönüştürüyor. Sivil girişimi, bireysel tercihlerin ötesinde, örgütlü faaliyetler açısından dahi engelliyor veya zorlaştırıyor. Nitekim sivil örgütlerin finansmanı önemli problemlerden birisidir.

Zekat uygulamasında burada önerilen türden değişiklikler İslâm’ın hukuk esaslarına aykırılık oluşturmaz. “Zamanın tegayyürü ile ahkâmın tebeddülü inkâr olunamaz.”

 

2. ZEKATIN GELİR DAĞILIMINI İYİLEŞTİRİCİ ETKİSİ

 

Zekat servete oranlandığında %2.5’tir. Ancak kâra oranlandığında yüksek bir gelir transferi sağladığı görülmektedir. Çünkü zekatta dönem başındaki matraha dönem sonundaki artış eklenmektedir. Böyle olunca verilen zekat dönem içerisindeki kâra oranlandığında yüksek bir rakam ortaya çıkmaktadır. Mesela dönem başında zekat yükümlülüğü oluşturan 100 birimlik bir değer dönem sonunda 110 birime çıkmış ise 2.75 birim zekat ödenecektir. Bu da dönem içinde sağlanan gelirin %27.5’ine tekabül etmektedir.

Gelir dağılımı ekonomik kriz, dengesizlik, savaş, ülke içindeki fiyat hareketleri, dış piyasalardaki fiyat hareketleri, ülkedeki rekabet düzeyi, faktör yoğunluğu, vergi-kredi düzeni, ücret düzeyi, istihdam-işsizlik düzeyi, işgücüne katılma oranı gibi çok sayıda değişkenin belirleyici etkisi altında oluşur. Bundan dolayı gelir dağılımını iyileştirici kamu müdahaleleri önemlidir, zarurîdir. Zekât bu yönde gayet uygun bir müdahale aracıdır.

Gelir dağılımının asimetrik oluşumuna yol açan faktörler arasında faizin ayrı bir önemi vardır. Faiz alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına gelir aktaran bir sömürü mekanizmasıdır. Faizin yasaklanması ve zekatın farz kılınması ekonomik denge ve büyüme açısından İslâm’ın iki temel buyruğudur.

 

3. ZEKATIN KONJONKTÜREL ETKİSİ

 

Zekatın kâra oranlanması konjonktürel dengesizliklere karşı proaktif bir etki  yaratmaktadır. Ekonomik faaliyetlerin hızlandığı ve enflasyon baskısının oluştuğu bir konjonktürde zekatın kâra oranı düşmektedir. Bu da toplam talep artışının sınırlanması ve enflasyon baskının azalması bakımından önemlidir. Ekonomik daralma döneminde ise zekatın kâra oranı yükselmektedir. Bu da gayet istenilir bir durumdur. Çünkü daralma döneminde toplam talebin desteklenmesi proaktif bir politikadır. Örneklendirilecek olursa, dönem başında zekat yükümlülüğü doğuran 100 birimlik bir matrah sözkonusu iken, dönem sonunda bu matrah 105 birime çıkmışsa, ödenecek zekat 2.625 birim olacaktır. Bu durumda zekatın yaratılan gelire oranı %52.5 olacaktır. Bu, durgunluk-daralma konjonktüründe alt gelir gruplarının desteklenmesi gereğine tam uyan yüksek bir rakamdır. Zekat konjonktürel dengesizliklere karşı proaktif bir etkiye sahiptir.

 

Faiz gelir dağılımını bozarak talep yetersizliği yaratır, ekonomik daralma sebebi olabilir. Diğer yandan, uzun dönemde maliyet enflasyonunun sebeplerinden birisidir. Yani faiz ekonomik dengesizliklerin belirleyicilerindendir. Finansal piyasaların pivotu olarak faiz, ekonomik krizlerin de başlıca sebebidir. Bankacılık krizi tamamen faiz düzeylerinden kaynaklanır. Döviz krizi de öyle. Borsa krizi paralel piyasalar ve kredi mekanizması üzerinden faize bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında faiz metastaz etkisi yapan kanser gibi görünüyor. Piyasaları okyanuslarda gelişen kasırgalar gibi istikrarsızlığa sürükleyen faize mukabil, zekat istikrar, rekabet, yatırım, üretim ve istihdam yaratan bir belirleyici değişkendir.

 

4. ZEKATIN HARCAMA ÇARPANI OLARAK ETKİSİ

 

Zekat harcama çarpanı yaratarak ekonomik büyümeyi hızlandırır. 1/1-c şeklinde ifade edilen harcama çarpanında marjinal tüketim meyli (c) ne kadar yüksekse herhangi bir harcamanın gelir arttırıcı etkisi o kadar yüksek olur. Zekatın malı eksiltmeyeceğini, aksine arttıracağını belirten Dînî ifadeler bu gerçeği tazammun etmektedir. Zekat yoksulların çaresizliğini gidermeyi hedeflemektedir. Yoksulların marjinal tüketim meyilleri yüksektir; bu sebeple zekat, gelir-harcama akımının daha kolay eşitlenmesini sağlar, ekonomik durgunluk ve daralma riskini azaltır. Yani zekat, efektif talep yetersizliğinden kaynaklanan durgunluk-daralma konjonktürüne karşı etkili bir araçtır.

Diğer taraftan, sosyal tabakalaşma piramidindeki yoksul kesimin oranı daraldıkça, zekatın harcama çarpanı olarak etkisi zayıflayacaktır. Bu da toplam harcamaların enflasyon baskısını azaltacaktır.

 

Zekatın konjonktürel etkisi ve harcama çarpanı olarak etkisi, faiz yasağı ve sadaka                             kültürü üzerinden birlikte değerlendirildiğinde olağanüstü bir teşhis ortaya çıkıyor. Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de “Allah faizi mahveder, sadakaları arttırır” (Kur’an-ı Kerim, 2/276)  buyuruyor. Yani Allah faiz sebebiyle zenginliği daraltır, sadaka sebebiyle zenginliği arttırır. Bu da faiz-yatırım konusundaki tersine ilişkiyi açıklayan Keynes’in yatırım fonksiyonunu ve gelir-harcama akımının etkisini açıklayan harcama çarpanını matematik olarak gösterir. Konu teorik değildir. Faiz uzun dönemde maliyet unsurudur ve maliyetler arttıkça üretimin daralacağı mikro iktisatta üretim fonksiyonunda ifade edilir.  Sadaka ise efektif talep yetersizliğinden kaynaklanan daralma konjonktürüne karşı harcamaları arttırarak harcama çarpanı yaratır, arzı arttırır.

 

 

            

 

 

5. ZEKATIN SOSYAL GÜVENLİK ARACI OLARAK ÖNEMİ

Zekat gelir dağılımını ve gelir-harcama akımını değiştirerek durgunluk-daralma konjonktürüne karşı etki yaratır. Gelir dağılımının iyileşmesi ve ekonomik istikrar güçlü bir sosyal bütünleşme sağlar. Çaresizliğe karşı güvence sağlaması da sosyal bütünleşme açısından önemlidir. Zekat bir sosyal güvenlik sistemine temel oluşturmaktadır. Modern sosyal güvenlik sistemleri primle veya vergiyle finanse edilmektedir. Amaçları gelir dağılımını iyileştirmek ve güvence sağlamaktır. Ancak, primli sistemde yoksulluktan kurtarılıp güvenceye kavuşturulmak istenen katılımcılardan prim alınmaktadır. Vergiyle finanse edilen sistemde ise varlıklı-yoksul herkes aynı haklardan yararlanmaktadır. Bundan dolayı her iki sistemin de amaçlarına uygun etkileri sınırlıdır. Zekatın sağladığı sosyal güvenceden ise sadece yoksullar yararlanır. Gelir dağılımını iyileştirici etkisi daha güçlüdür. Ayrıca, zekat gönülden gönüle giden yolu sonuna kadar açarak sosyal bütünleşme yaratır, sosyal bütünleşmeyi pekiştirir. Bu etki sosyal güvenliğin başat amacıdır. Keza zekat, yoksulların suç işlemelerini, suç örgütlerine katılmalarını, toplum değerlerine aidiyette problem yaşamalarını engeller. Yaşlı, engelli, dul ve yetimleri çaresizlikten esirger. Dezavantajlı gruplar açısından kuvvetli bir sosyal politika aracıdır. Temel sosyal koruma sağlar. Zekatın amacı yoksullara refah düzeyinde geçim sağlamak değildir. Çaresizliği gidermektir. Zekat, istihdamı özendiren ve çalışmama tuzağından esirgeyen bir ahlâkî yapıya istinat etmektedir. Yoksulların toplumla ortaklaşarak üretim faaliyetlerine katılmalarını gerektirmektedir. Bu husus önemlidir. Modern sosyal güvenlik sistemleri çalışabilir nüfusu istihdama yönlendirmekle çalışmama tuzağına düşmek arasında denge tutturma problemine mâruzdur.

Bütün Müslümanlar zekat üzerinden sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

   

6. ZEKATIN EMEK ARZINA ETKİSİ

 

Modern sosyal güvenlik sistemleri sağladıkları gelir güvencesiyle gelir-boş zamanı tercihi arasındaki ilişkiyi değiştirmektedir. Boş zaman etkinlikleri en büyük sektörlerden birisidir. Hızla çeşitlenip genişlemektedir. Toplumların gelir düzeyi yükseldikçe boş zaman tercihi adrenalin tüketen bir kara deliğe dönüşmektedir. Kapitalist kültürde mutluluk-refah budur. Ancak, bu kabil toplumlarda sosyal güvenlikten daha fazla imkan elde edip boş zaman etkinliklerine daha fazla vakit ayırma eğilimi çalışmama tuzağı denilen bir problem ortaya çıkarmıştır. Zekatın bu tür olumsuz bir etkisinden söz edilemez. Geçici işgöremez ve işsizler yoksul duruma düşmedikçe zekattan yararlanamaz. Yaşlılar ve malûller de yoksul değillerse zekattan yararlanamaz. Çünkü, sosyal sigorta sisteminden farklı olarak, zekat sosyal güvenlik katılımcılarına ve bunların bağımlı nüfusuna değil, doğrudan yoksula verilmektedir, vergiyle finanse edilen sistemden ise salt yoksulları kapsayarak farklılık göstermektedir. Çaresizliği giderme amacına yöneliktir. Çalışan-çalışmayan, yaşlı-malûl-engelli, kadın-erkek bütün kategorilerden yoksullar zekattan yararlanır. Ancak çalışabilecek durumda olup da çalışmayan kişilere (iradî işsizlere) zekat verilmez. İslâm’da çalışıp kazanmak, ailenin ve yoksul akrabaların geçimini sağlamak, topluma yararlı olmak esastır. Asalaklık korunmaz.

Yoksulların sosyal güvenliği bakımından zekat gelirlerinin yeterli olmadığı durumda vergi de aynı amaçla kullanılabilir. Zaten gayr-i müslim yoksullara sağlanacak gelir güvencesi vergiyle finanse edilir.

 

7. ZEKATIN REKABETİ DESTEKLEYİCİ ETKİSİ

 

Kapitalist sistem rekabetçi piyasalardan oluşan bir ekonomik yapıya ulaşamıyor. Çünkü faiz rekabeti daraltıyor, sermaye yığışmasına yol açıyor, tekelci piyasalar yaratıyor. Gelir dağılımı dengesizliklerinin, gelir çekişmelerinin ve maliyet enflasyonunun temel sebeplerinden birisi faizdir.

Zekat gelir eşitsizliklerini azaltır. Gelir çekişmesinin sebebini ortadan kaldırır. Faizler üzerinden büyüyen kâr enflasyonunu önler. Böylece serbest piyasa mekanizmasının engelsiz işlemesini sağlar. Rekabetçi piyasalar kâr maksimizasyonuna verimlilik artışı ile ulaşmaya çalışır. Kâr marjı/oranı daralır. Tekelci kapitalist piyasaların gelir dağılımını bozan etkisi ortadan kalkar, en azından önemli ölçüde sınırlanır.

Kapitalist sistemde pivotu faiz olan finansal piyasalar reel üretimi daraltıyor. Sermayenin finansal getiriler için kullanılması reel sektör yatırımlarının türü ve hacmi bakımından belirleyici oluyor. Emekler, yetenekler, uzmanlıklar finansal piyasalar için kullanılıyor. Finansal piyasalar belirsizlikten yararlanır. Bu ise hem rekabeti bozar, hem de istikrarsızlık yaratır. Ödünç Verilebilir Teorisi’ni anlamsız kılar. Çünkü ödünç verilebilir fonlar forex piyasalarda bir tür kumar payına dönüşmektedir.

Faizle zekatın ters yönde işleyen etkileri birlikte değerlendirildiğinde, zekatın rekabeti güçlendiren bir faktör olduğu kolayca anlaşılır.

 

8. ZEKATIN GİRİŞİMCİLİĞİ DESTEKLEYİCİ ETKİSİ

 

Emek, sermaye ve doğa faktörlerinin üretime koşulması girişim faktörüne bağlıdır. Üretim imkanları eğrisinin gösterdiği düzeyde bir üretimin artış yönünde ivmelenmesi toplumdaki girişimcilik kapasitesine bağlıdır. Yeni ürünler üretmek, yeni pazarlar bulmak, yeni finansman biçimleri geliştirmek, yeni endüstriyel ilişkiler kurmak gibi yenilikler girişimci kültür ve zihniyet gerektirmektedir. Girişimci var olan imkanlardan fazlasını, potansiyel imkanları harekete geçirebilir, ekonomik büyümenin motor gücü olabilir.

 

Zekat yoksul düşmüş borçluya da verilir. Herhangi bir üretim faaliyetinde bulunurken yoksul düşen insanların zekatla desteklenmesi onların üretim faaliyetlerine devam etmesini mümkün kılar. Âdeta yenilenme (recreation) imkânı sağlar. Üretim ve istihdam artar, ekonomik büyüme hızlanır. Daha fazlası, zekat girişimcilik yeteneği olan yoksullar için mikro kredi yerine pekâlâ geçebilir. Girişimciliğin desteklenmesi rekabeti genişletir; yatırımı, üretimi ve istihdamı arttırır.

 

 

 

SONUÇ

 

Zekat özel sektörün aşırı büyümesini önlüyor. Gelirin salt emek karşılığı olduğunu ifade ediyor. Çalışarak kazanmayı teşvik ediyor. Üretimin bir sosyal olgu olduğundan hareketle, yoksulların yaratılan gelir üzerindeki hakkını veriyor. Böylece talep yetersizliğinden doğan ekonomik durgunluk-daralma konjonktürünü önlüyor. Toplumda seçkinci bir kesim oluşmasını önlüyor. Sosyal, ekonomik, siyasal istikrarsızlık yaratacak bir gelir çekişmesi gelişmesini engelliyor. Aksine sosyal bütünleşmeyi derinleştiriyor, güçlendiriyor, pekiştiriyor. Fedakârlık ve dayanışmayı yoğunlaştıran bir zihniyet-kültür yaratıyor. Bu kültür piyasaların yapılanmasını, fiyatlandırma davranışlarını, talep yapısını, tasarruf meylini, yatırım iştahını, istihdamı, ücretlendirmeyi, verimliliği derin biçimde etkileyecektir. Zekat kapitalist sömürünün ezdiği yoksul kesimler üzerinde uygulanması için ancak 19.yy sonlarında teorisi yapılıp sınırlı ölçüde uygulamaya konulan sosyal politikayı bireysel düzeyden özel sektöre ve kamu faaliyetlerine kadar güçlü biçimde uygulamayı içermektedir. Ekonomi açısından da dengesizlikleri giderecek bir mekanizma oluşturmaktadır.

 

Kapitalist sistem tekelciliği önleyemiyor. Faiz yoksullardan varlıklara doğru bir gelir transferi yaratıyor. Sermaye yığışması meydana getiriyor. Rekabet eşitsizliğine sebep oluyor. Çıkarcılığı zihniyete-kültüre dönüştürüyor. Finansal piyasalar reel sektörün dengesini bozuyor, daraltıyor. Bu piyasadaki belirsizlikler, dalgalanmalar, beklentiler, beklentileri bozan manipülasyonlar reel sektör firmalarının piyasa değerlerinde hızlı değişiklikler yapıyor. Rekabet verimlilik üzerinden değil, firmaların piyasa değeri üzerinden gerçekleşiyor.

 

Sermaye böyle büyüdükçe bilimi, sanatı, politikayı, teoriyi, ideolojiyi, dini, sosyal ilişkileri, hukuku, iletişimi, kültürü, aşkı, demokrasiyi satın alabiliyor. Ülkelerin ulusal bağımsızlığını anlamsız kılabiliyor. Örtük sömürgeler yaratıyor. 2020 seçimleri öncesinde ABD’de Başkan Trump’la sosyal medya mecraları arasındaki ilişkiler bunu doğruluyor. 2024 rakamlarıyla dünyanın en büyük 10 şirketinin serveti 7 triyon dolardır. Bu rakam Almanya ve İngiltere’nin 2023 yılı GSYH toplamına yakındır.

Finansal piyasaların motor gücü faizdir. Bu piyasalarda günlük hareket halindeki sermaye 7.5 triyon dolardır. Bu sermaye döviz, altın, hisse senedi değerlerini manipülasyon alanına dönüştürmektedir. Döviz, altın ve emtia piyasalarını pekâlâ kumar masalarına dönüştürebilmektedir. Küresel güçler hedef haline getirdikleri ülkelere bu piyasalar üzerinden ekonomik operasyonlar çekebilmektedir. Sermaye hareketlerinin ve kurun serbest olduğu bir ülkede denge bozucu ekonomik operasyonlar yaratmak hiç de zor değildir. 2023’te 18 trilyon dolarlık GSYH’sı ile dünyanın ikinci en büyük ekonomisine sahip olan Çin’in döviz rezervleri 3.2 trilyon dolardır (2024). Bu, bir ekonomik operasyona karşı savunma rezervidir.

 

Faiz Hristiyanlığı dönüştürmüştür. Calvin’in Protestan mezhebi faizi ve kapitalizmi adeta bir din ideolojisi haline getirmiştir. Bu sistemde serbest piyasa sermaye sahiplerinin tekelci alanıdır.

 

Zekat ve faiz üzerinden gelir dağılımı, yatırım, istihdam, konjonktür, sosyal bütünleşme ve sosyal güvenlik konularında burada geliştirilen analizi ülke örnekleri ile desteklemek mümkün değil. Çünkü İslâm toplumları kendi medeniyetlerini tezahür ettiren örnekler veremiyorlar. Ekonomik sistemden söz edildiğinde kapitalizm, karma ekonomi ve komünizm akla geliyor. Oysa faizi yasaklayıp ticareti teşvik eden bir İslâm var; İslâm kültür, ahlâk ve hukukunun inşa ettiği bir ekonomik sistem var. Ancak, İslâm toplumları kendi medeniyet değerlerine inanma problemi yaşıyorlar.